Tembel

Farsça tenbel. Sıfat.

1- Çalışmaktan, iş görmekten, bir halta yaramaktan kaçınan, üşengeç, gayesiz, bütün gün yatıp tavanı seyreden ama iş eğlenceye gelince saatlerce zıplayıp duran insan evladı. Örnek: "Sizin çocuk çok zeki ama tembel!" (Veli toplantısından.)

2- Tıp. İşlevini yerine getirme konusunda daltaraklık yapan, su koyveren, oyunbozan organ ya da sistem. Örnek: "Sizin beyin çok zeki ama tembel!" (Deli toplantısından.)

3- TEMelli BELediyesi'nin kısaltılmış hali. Örnek: "TEMBEL Dinlenme Tesisleri'nde verilen molanın tadı inan hiçbir yerde yok!"


Tembel, (muhtemelen karma veya siestaya inanan bir kaç ülke dışında) tüm toplumlar tarafından tamamen olumsuz olarak kullanılan bahtsız kavramlardan birisidir. Öyle ki "Tembel insanın çocuğu olmaz" deyişinde görüldüğü üzere alakasız meselelerin suçu bile tembelliğe atılır. Ayrıca insanın bu konuda isteksiz olabilmesi anlaşılır ama bu sonucu tembelliğin doğurduğunu söylemek tembelliğe yapılan büyük bir haksızlıktır. ("Hanım ben yoruldum, burada bırakalım" / "Ben de tam onu diyeceğidim bey, şöyle sırt üstü yatalım efendi gibi.")

Ancak tembelliğe yapılan bu kötü vurgunun aslında başka nedenleri olduğunu da iddia edenler olmuyor değil. Paul Lafargue Tembellik Hakkı adlı eserinde, kapitalist sistemin yarattığı, modern çalışma nosyonunun aslında sömürüyü meşrulaştırmak ve insanlara düşünecek vakit tanımayıp onları kendilerine yabancılaştırmak için kullanıldığını ve böylece işçilerin köleleştirildiklerini söyler. Eh o dönemler 16-17 saati bulan çalışma saatleri düşünüldüğünde haksız da sayılmaz. Marx'ın damadı olan bu arkadaş, makinelerin sanayiye girişlerinin işçilerin çalışma saatlerini azaltacağını ve böylece de kurtarıcı olacaklarını düşünmüştü. Merter'deki tekstil atölyelerini görmüş olsa muhtemelen fikri değiştirdi.

Kapitalizminden çok önce de ağalar marabaların, derebeyleri de serflerin kıçlarını yırta yırta elde ettikleri ürünlere el koymak için (dini de işin içine katarak) kullandıkları araçlardan birisi olmuştur tembellikten kaçmak.

Bu noktada konu konuyu doğuruyor sayın seyirciler, "Peki tamah bu konuda nereye denk düşüyor?" diye soruyorum kendime. Madem tamah kötü, kanaat güzel o zaman tembellik, çalışma, sömürü ne alaka? Bu durumda sendikalar işçilerin haklarını genişletmek için mücadele etmemeli mi? Hiç endişelenmeyin, bir çelişki yok. "Postmodern zamanlarda çelişki olmaz, her şey her şeye uyar" mantığından yola çıkarak söylemiyorum bunu.

Tamah ve tembelliğin iki olumsuz kavram olarak her türlü sömürü için kullanıldığı doğrudur. Ancak mesele şudur: Günde 8 saat çalışıyorsan, ürettiğin artı değerden aldığın pay aslında 4 saatlik çalışmanın karşılığıdır, geri kalan 4 saati patrona çalışıyorsundur. İşçi hakları için mücadele edenler bunu 8 saatlik çalışmanın karşılığına çekmek isterler. Ha, bana kalırsa günde 4 saat çalışıp aynı maaşı almak en bir güzel hareket olur.

Temelli Belediyesi'ne gelecek olursak: "Temelli 1925 yılında Bulgaristan'dan ve Romanya'dan göç eden göçmenler için Atatürk tarafından yerleşim yeri olarak gösterilmiş ve Cumhuriyet tarihinin kurulan ilk planlı köyüdür. Polatlı ilçesinin ilk kuruluşunda ki iki nahiyeden biri olan Samutlu (Temelli) Nahiye Müdürlüğü Temmuz l 928 yılında kurulmuştur. İlk yerleşen 25 göçmene Atatürk tarafından 25 ev yaptırılmış bu evlerin konumu ve hükümet konağının imar planındaki görünümü havadan bakıldığında ay yıldız şeklinde olup, Türk bayrağını andırmaktadır." (http://www.temelli.bel.tr/ sitesinden alınmıştır.) Sakın ola Temellili arkadaşlar ve belediye çalışanları kendilerine tembel denildiğini düşünmesinler, o sadece belediyenin kısaltması.

(Dördüncü "T" harfi oldu farkındayım ama bu istek "T"siydi, kıramadım. Fakat "T" döngüsü eninde sonunda kırılacaktır!)

3 yorum:

Anonim dedi ki...

bir de tembel hayvan vardı. ona da değinseydin tam olacaktı...

Anonim dedi ki...

tembellik, kültablasının içindeki kül mü bazen tamah denilen ıslak mendille silinen?
yoksa içimizi açgözlülük, hırs, sahip olma arzusu ile kirlenmekten alıkoyan mendilin ta kendisi mi?

hiç dedi ki...

tembellik çimenlerin üstüne yatıp sigara içmektir, kül tablasına gerek yok...

öteki konuda ise sana katılıyorum.