Müstesna

Arapça. Sıfat

1- İstisnai olan, bir bütünün dışında kalan, kuralın içinde yer almayan, çemberin dışında turlayan, minder dışına kaçmış, kural dışı, ayrık otu. Örnek: "'Sıfır' öylesine müstesna bir sayıdır ki neyle çarparsan çarp sonuç aynıdır. Keza 'bir' de öyledir, ama o biraz tavşan boku gibidir"

2- Benzersiz, benzerlerine benzemeyen, benzerlerini bezeyen, benzerlerinden üstün olan, benzerleri az bulunan, eşsiz, eşi bulunmaz, eşi bulunsa ununu eleyip eleğini asacak, çirkin ördek yavrusu, altın sıçan tavuk . Örnek: "Böylesine müstesna bir surette tezahür etmenin nedeni sen misin, yoksa benim nazarımın bok yemesi mi bilemedim!"

3- Zarf. Dışında, kulağından çekilip ayrı bir yere alınarak, hariç tutularak. Örnek: "Bir iki kişi müstesna, yazarların cümlesi göttür!"


İstisnai olan anlamına gelen bu kavramın, günümüzde anlamını yitirmeye yüz tutması ve bedbaht bir halde kelime dağarcığımızın derin kuytularında kaybolması yürek paralayıcı, dalak parçalayıcı bir durumdur. Onu bulduğumda gerçekten de yorgun ve bitap bir vaziyette, bir izbeye sığınmıştı; hali içler acısıydı. Elini yüzünü temizleyip insan içine çıkarıyoruz ama çok istisnai olduğu için bir süre sonra götü kalkar diye tahmin ediyorum. Ne de olsa müstesna!

Kuralın dışında olan, insanın genel ruh halini parça pinçik eden her durum; o insan için unutamayacağı, türlü dersler alacağı bir deneyimdir. Çünkü kişi, normal olarak addediğinin ötesine geçmiş, alıştığı gündeliğinin dışında bir hayatın varlığını keşfetmiştir. Bir şekilde içinde bulunduğu o daracık yaşam küresinden dışarı bakmış ve başka olasılıkların olduğunu görmüştür. Müstesna, işte bu yüzden önemlidir: Geriye döndüğümüzde asla eski biz olamayız. O istisnai durum varoluşa dair tüm kurgularımızı çürütmüş, bize yepyeni bir bakış açısı sunmuştur.

Bir şehrin, bir semtin, bir mahallenin, bir ismin, bir cismin, bir -izm'in anlamı değişiverir. Artık ne martılar aynı martıdır, ne sokaklar aynı sokaktır, ne de binalar aynı binalardır: Nesneler ve kavramlar, benliğin yeni coğrafyasına gökten inmişçesine yerleşirler ve zamanla o yerlere otururlar. Nöronlarınız arasındaki bağlar kökten değişmiş; daha önce hiç kurulmayan bağlantılar kurulmuştur. İki gram aklı ve bir dirhem yüreği olan insanın kendini yeniden algılaması ve bilmesi konusunda bundan daha değerli bir kazanım yoktur. Bu yüzden hayatın sıradan, yüzeysel hayhuyunun peşinde değil de, değerli ve nadir olanın yaratacağı mucizenin izinde giden insanlar 'müstesna'yı arzularlar. (Bulursanız; milyonlarca nöronunuzun daha önce kuramadıkları ya da kurmaktan imtina ettikleri bağlantıları, kimi zaman bilincinizin müdahalelerine rağmen etkinleştirmelerinin gerçekten de şaşılası bir tabiat harikası olduğunu fark edeceksiniz.)

Evet, müstesna olan durum, insan evladının alıştığı gündeliğini çalıverir. Son dönemlerin moda tabiriyle, insanın kendisi ve hayatı hakkındaki ezberini bozuverir. İçerdeki bazı büyük dağları yıkar, yeni nehirler akıtır, ovaları çökertir, adalar yaratır: İnsanın coğrafyasını değiştirir, onu acılı ve sancılı bir şekilde de olsa yeniler. İyi de eder, yaşamanın güzelliğini -böylece- hatırlarsınız; yaşadığınız gerçekten müstesna bir deneyimse sizi kaplayan kabukların ağırlığından kurtulur, yeni iç organlar ve yeni bir deri kazanırsınız. Yaptığınız iyi işleri ve hataları cesursa analiz edebilme isteğine ve becerisine sahipseniz, içinizde yeni bir benlik doğar. Değilseniz, o müstesna duruma da lanet okuyabilirsiniz.

Bu pürneşe nağmeleri (Arapçası name, Türkçesi nağme olmalı) Nef'i şerefsizinin harikulade bir dizesiyle bitirmek isterim sayın müstesna kullar:

Sandım olmuş ceste bir fevvâre-i âb-ı hayât
Böyle gösterdi bana ol kadd-i müstesna seni


(Eh bilmediğiniz kelimeleri de siz araştırın artık!)

5 yorum:

Anonim dedi ki...

arapçası name, türkçesi nağme ;)

Anonim dedi ki...

cümle içinde kullanımına örnek: 'müstesna bir beyne sahipsiniz'

hiç dedi ki...

bu "müstesna bir beyne sahipsiniz" rastgele bir cümle-içinde-kullanım-örneği miydi, yoksa bir iltifat mı? :))

Anonim dedi ki...

cümle içinde kullanımlara verdiğim örneklerin hiçbiri rastgele değildir; sizin beyninizin müstesna, benim meşrebimin hub olması gibi :))

hiç dedi ki...

o zaman bu kasıt için teşekkür edip, Turabi'nin ağzından karşılık vermek isterim:

dedim ruhun ahmer, yoksa al mıdır
dedi servi kaddim, hub nihal midir