Roman

I

Fransızca. İsim

1- İnsanın veya çevrenin karakterlerini, karaktersizliklerini, göreneklerini inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve tutkularını çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun, ince (ya da kalın) edebî tür. Örnek: "Şiir yazmayı beceremeyenler roman ile ilgilenmeye başlar iddiası tamamen safsatadır! Hangi göt söylüyor oğlum bunları ya! Yazık ya! Biz de edebiyatçıyız ya! Olmaz ki ya!"

2- Bu türde yazılmış, yazılan, yazıldığı iddia edilen eser. Örnek: "7 yıl önce başladığım ama tembellikten bitiremediğim boktan romanı düzeltmekle uğraştığım için, son dönemlerde bloga fazla vakit ayıramıyorum."

II

Çok özel. İsim (Roman)

- Kıvrak, güzel, esprili, cillop gibi bir halk, Çingene, Romen, kendini Romalı sanan, belki de Romalı olan, Romalı olsa da olmasa da fark etmeyecek olan. Örnek: "Abe sokmuşum Roma'ya da Romalısını da! At şuraya bi' beş kaat falına bakayım, kısmetinini söyleyeyim a yakışıklı abim!"


Cehennem güneşinin altında kavrularak kararmış çocukluğumun yaz tatillerinde, balkonu boydan boya geçen kornişlere takılan, altları belirli aralıklarla demirlere bağlanan haminnemden kalma Amerikan bezinden dikilmiş perdenin yalpalama sesleri altında okudum ilk romanlarımı. Güneşi kesmek için konulan bu perde, benim gibi küçük bir çocuk için öylesine sıradan bir amaçtan ötesine hizmet ediyordu: O, kaptanı olduğum tek kişilik gemimin yelkeniydi! Her romanda farklı bir coğrafyaya, farklı bir iklime yelken açıyor, gemimle beraber sonsuz yaz günlerini imge okyanusunda tek başıma geçiriyordum. (Lan resmen Selim İleri tarzı oldu, skandal! Ne tuhaf bir kafaymış bu Selim İleri kafası ya, rakıya ota boka gerek yok valla! Hahahah)

Fakat yukarıda yazanlar doğrudur; Jules Verne'in çılgın hayal alemiyle, Enid Blyton'ın kumpaslarıyla ilk tanıştığım yer o güverteydi. Sanırım bilimkurgu ve detektiflik romanları o günlerden sonra en sevdiğim kitaplardan olmaya başladılar. Ve üzülerek söylüyorum ki bana alınan bütün Gülten Dayıoğlu ve Kemalettin Tuğcu romanlarını okumadan bir kenara atmamın nedeni de buydu. Bir Kemalettin Tuğcu romanının kapağını açıp iki satır okuduktan sonra attığımı hatırlıyorum. O günden sonra da bir daha annemin önüme koyduğu hiçbir Tuğcu romanını okumadım; aya gitmek, esrarengiz bir adada dolaşmak, denizaltıyla dünyanın altını üstüne getirmek varken ona ne gerek vardı ki!

Roman harika bir edebi tarzdır sayın romaneskler, öyle ki okuması harikaysa yazması daha da süperdir, kraldır hatta yerine göre ohşşştur. Fakat ben yazarın tanrı olduğu geyiğine inanmıyorum. Daha ziyade içinde bir yerin senden habersiz yarattığı bir evreni görünür hale getirme çabasına kalkıştığın sırada, o evrenin içinde kaybolmaya benziyor. Hemingway'den ziyade Burroughs'a daha yakın bir durum: Kendinden bile haberi olmayacak derecede gizli bir istihbarat teşkilatına rapor yazmayı andırıyor.

Şimdi evimi mesken tutmuş olan on - on beş kadar güzel kızdan ilk maddede bahsetmiştim. Onların içlerinden, "Neden bu aralar bloga yazmıyorsun?" diye çıkışan oldu. Bu soruyu soranı, "Fazla dırdır etme de git bana bir su getir nevrotik şey!" diye azarladıktan sonra, siz muhteşem okuyuculara ("muhteşem" mi dedim! "Muhterem" olacak, valla yalakalık yapmak gibi bir amacım yok) bu konuyla ilgili bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim.

Şu aralar içinde kaybolduğum o evrene bir kaç iş makinesi getirttim ve benim müteahhitliğimde bir takım düzeltme işlerine girdim. Ama siz sadık müdavimlerin arada bir bu mecrayı kontrol edeceğiniz tahmin ediyorum. Etmezseniz de siz kaybedersiniz!

Bu gereksiz maddeyi, kısa kesme babında, güzel bir nükteyle tamamlamak isterim:

Kırmızıyı severler
Birbirini överler
Romanlar böyledirler
Çalgısız yaşayamaz ölürler

İlle de Roman olsun
İster çamurdan olsun
O da Allah kuludur
Her kim olursa olsun

Düğün dernek ederler
Etsiz yemek yemezler
Romanlar böyledirler
Çalgısız yaşayamaz ölürler.

4 yorum:

Anonim dedi ki...

ben şimdi hayatımda kemalettin tuğcu okumadım. sanıyorum zaten en küçük yürek çarpıntısına bile ağlayan bi çocuk olduğum için annem özellikle uzak tuttu beni kendisinden.

ancak merak ediyorum eğer kemalettin tuğcu okumuş olsaydım acaba zamanında yeterince kanıra kanıra ağlamış olduğum için artık o kadar da sulu gözlü olmayan bir insan olur muydum?

hiç dedi ki...

Allah sizi inandırsın, ben de merak ettim şimdi bunu!

Fakat yine de anneniz iyi yapmış diyeceğim, zira tam tıbbi durumu bilmesem de, tahminlerime göre göz yaşı denilen nane devamlı üretilip duruyor. Yani, "Depoda kalmadı hacı ya kusura bakma, olsa ağlamaz mıyım?" seçeneği pek mümkün değil.

Ha, ne olur, şu olur: Ağlaya ağlaya kendinizden sıkılır hale gelip "Lan napıyorum ben kendime" dersiniz ve bırakırsınız ağlamayı (teorik olarak yani.)

Bu arada Selim İleri filan derken, bir yandan da Gönül Abla moduna mı bağlamaya başladım nedir? (Allah sonumuzu hayır etsin! :)))

Anonim dedi ki...

"kırmızıyı severler"i yazmak isterdim ama yazmışsın. sezen aksu yetişti imdadıma.. son albüm çok taze..

bir romanı sevdim
olmaz dediler
o taraf bu taraf
kalbimizi kırdılar
of ki of!

alacağım ben seni
gireceğim koynuna
aman ha gelme bu düzenin oyununa
hiç affı yok

hiç dedi ki...

vatana millete hayırlı olsun, başka da bir şey istemem :))