Kut

Türk malı. İsim

1- Devlet idaresinde güç, yaratıcılık ve yetki bakımından sahip olunan üstün güç. Örnek: "Burak Kut politikaya atılmış olsaydı, seçim gezilerinde, 'aldatmanın tadına varınca, ne duruyorsun haydi zıpla' şarkısını söyler miydi, ne dersin Ayla abla?"

2- Mitolojik. İlahi bir kaynaktan gelen rahmet, bereket ve mutluluk. Örnek: "Biliyorum kötü bir örnek olacak ama öğreticilik adına ifade etmek gerekiyor ki yukarıdaki 'mitolojik' açıklamasını görünce insanın aklına hemen Yunan mitolojisi geliyor. Ancak dünyanın bin türlü mitolojik hali var, bu kadar da Batı merkezli düşünmemek gerek."


Bir Ramazan/Şeker/Dokuzgünlüğünebodrumakaçalım Bayramını daha kutlamanın mutluluğu içinde kıçımızı yaymış miskinlik yapıyoruz, cillop gibiyiz değil mi sevgili okurlar? Bu günler insanların sevdikleriyle boşça vakit geçirdikleri, dargınların barıştığı, gönüllerin karıştığı, gözlerin kamaştığı, insanların birbirlerine bol uyaklı bayram mesajları attığı, birbirleriyle yalaştıkları çok özel vakitlerdir, kutlu olsun!

Kimimiz tanıdıklarının Ramazan Bayramını hüsnümübareklediği, kimimiz ise şeker bayramlarını kutladı. Neticede eyyamın zirvesine ulaştığımız bu bayramda da benim kurtlu beynime kut kavramı düşüverdi. (Aranızda 'şu bahar gününde şeker gibi bir madde beklerük' diyenler oldu, yorumlarınızı okuduğumdan emin olabilirsiniz.) Zira gündelik hayatımız o kadar ezber üzerinden gidiyor ki, o daracık anlam dünyamızın içinde hoyratça kullandığımız basmakalıp sözlerin kökenlerini fark etmiyoruz.

Konu, 'bayramınız kutlu olsun' ile gelişti madem o zaman şu 'kut'un ne menem bir kurt olduğuna bakalım!

Efendim, her şey sonsuz ve ıssız bir suyun üzerinde uçan bir kaz olarak sembolize edilen Tengri ile başlıyor. Tengri burada tek başına uçarken suyun altındaki Ak Ana ona "Yarat!" diye ünlüyor. Tengri de kendisine yoldaş olsun diye Er Kişi ya da Erlig diye bilinen varlığı (bildiğimiz insanı) yaratıyor. Daha sonra ondan suyun dibine inip bir parça toprak getirmesini (bazı anlatılarda Tengri sudan bir yıldız çıkarır ve istediği toprak o yıldızın üstündedir) söylüyor. Erlig, yaratıcısının emrettiğini yapıyor yapmasına ama yüzeye çıkarken bir parça toprağı ağzına atıp kendisi için saklıyor. Tengri (kimi zaman Tengri Kayra Han olarak da geçer, ve bildiğimiz Tanrı'dır) toprağa "Büyü!" diyor. Toprak aldığı bu emirle büyürken, Erlig'in ağzındaki parça da "benim neyim eksik!" diyor ve büyümeye başlıyor. Tengri bakıyor ki Erlig'in ağzı gitgide doluyor ve alet boğulup geberecek, ona "Tükür ulan şerefsiz!" diye bir posta fırça kayıyor. Erlig ağzındaki toprağı tükürüyor tükürmesine ama yeni yaratılmış bir arkadaş olarak biraz mahçup oluyor. Ama ve lakin mayasında şerefsizlik var, itlik var, yüzsüzlük var; göründüğü kadar da takmıyor bu durumu. Tengri feci bozuluyor tabii bu duruma, "Kaybol karşımdan bir daha gözüm görmesin seni" diyor. Tengri'nin büyüttüğü toprak bir ada olurken, Erlig'in tükürdüklerinden dağlar meydana geliyor. Tengri adaya gövdesinden dokuz dal çıkan bir çam ağacı dikip onu kendi haline bırakıyor. Bunun ardından on yedi kat göğü yaratıp en tepesine kendisi otururken bir alt kata insanları koruması için yarattığı Ülgen'i (Bay Ülgen ya da Bey Ülgen olarak da bilinir.) yerleştiriyor. İnsanlara pislik yapan öteki oğlu Erlig ise yer altında yarattığı alemde ikamet etmeye başlıyor. En nihayetinde yaradılış meselesi sona eriyor ve Tengri, bu tanrılar apartmanındaki teraslı, dubleks dairesinde sonsuz mavi gökyüzü olarak takılmaya ve yeryüzünü izlemeye devam ediyor.

Ancak bu izleyiş, öyle müdahalesiz bir takılma değil tabii ki. Zira Tengri, insanlara doğuştan bir güç bahşeder. Bir insanda hayatın başlamasına yol açan, insana Süt Gölü'nden (Ak Göl) alınan bir damla ile ruhun verilmesidir. Yakutlara göre, Ayzıt adlı tanrıça, çocuk doğacağı zaman tüm perilerini alır ve yeni doğanın yanına gider. Süt Gölü'nden aldığı bir damla sütü bebeğin ağzına damlatır ve böylece bebeğe ruh verilmiş olur. Altaylılarda ise bu işi Ülgen'in yakını olan Yayık (gülmeyin!) yapar.

Tanrının verdiği enerji sadece bir damla süt ile kalmaz. Zira Tengri, dünyanın yönetilmesini ve iyi ile kötünün savaşımını insanlara kendi gücünden aktararak etkiler. Kam adı verilen şamanlar böyle özel bir güce sahip oldukları gibi, hanlar da idari meşruiyetlerini Tengri'den dolaysız aldıkları bu güce bağlarlar. İşte Gök Tengri'den gelen bu -genel ve özel- yaşam gücüne kut denir! Öyle ki her canlıya değişik türde bir kudret veren bir kut vardır ve bu kanda gizlidir. Bundan dolayı Cengiz Han'ın yasaları gereği hayvanlar kanları akıtılmadan öldürülürler ki kutları boşa gitmesin. Hatta Osmanlı padişahlarının şehzade kardeşlerini katlettirirken yay kirişi veya kayışlar boğularak öldürülmelerinin altında da bu inanış yatmaktadır.

Kut, Çin kültüründe qi, Batı kültüründe spiritus, Hint kültüründe prana, İslamiyet'te nefs olarak andıkları güçtür. Ki yukarıda adı geçen bütün kavramların kelime anlamları nefes iken, 'kut'un nefeste değil kanda olması kimilerimize düşündürücü gelebilir.

Batı uygarlığında nefes ile başlayan bu yaşam gücü tanımı; Antik Yunan'daki bilimsel gelişmelerle dört safra kuramına, ardından Aydınlanma sürecinde bilimin elektrik ve manyetizmayı kavrayacak şekilde gelişmesiyle de enerji temelli kuramlara dönmüştür.

"New age" dinlerinde bio-energy olarak anılan bu yaşam gücüne; Baron Carl von Reichenbach Odin gücü (Odic force), Mesmerism'in kurucusu Franz Anton Mesmer hayvan manyetizması (animal magnetism), Henri Bergson Élan Vital (vital impetus), Wilhelm Reich orgon enerjisi (orgone) demişlerdir. Harold Saxton Burr bunu L-Alanı dediği, her canlıdan yayılan elektomanyetik alanla kuramsallaştırırken; Semyon Davidovich Kirlian, Kirlian fotoğrafçılığı adı verilen bir fotoğraf tekniğiyle belgelemeye çalışmıştır. Modern bilim ise, artık sadece nörolojik model çerçevesinde akson ve dentritlerden, sinapslardan ve nörotransmitterlerden bahseder.

Yukarıda görünen isim ve kavram kalabalığı daha da arttırılabilir sevgili kutsallar. Zira, insanlık tarihi boyunca pek çok uygarlık yaşamın sırrını o ya da bu şekilde çözmeye çalışmıştır. Çünkü ölü bir beden, yaşayan bedenden çok başkadır ve bu değişikliği yaratan nedeni bulmak, öleceğini bilen tek varlık olma varsayımına inanacak olursak, insanlar için kaçınılmazdır. Bir an canlı, kuvvetli, sıcak ve hareketli olan bir varlıkta ne eksilmektedir ki; o cillop gibi bünye bir anda ölü, atıl, soğuk ve hantal bir et yığınına dönüşmektedir. Kut, işte budur! Kut, 21 Gram filmine verilen şamanistik bir yanıttır.

Sözün özü kut denilen candır, canandır, mutluluktur, cilloptur, yerine göre ohşştur. Kut, İslamiyet diye dayatılan Arap kültürü yüzünden unuttuğumuz ve hüsnümübarekleşerek binlerce yıllık ortak bilincimizi yadsımamız sonucunda ancak bayram ve doğum günlerinde anılan basmakalıp bir ifadeye döndürdüğümüz yaşam gücüdür. Bu maddenin başında yer alan mitolojik anlatıyla ilk kez karşılaşanlar olabilir. Orada geçen, Türklerin İslamiyet öncesinde benimsedikleri şamanizmin anlattığı yaradılış öyküsünden başka bir şey değil. Ne çok şeyi unutmuşuz değil mi? Oysa şu belleğini yitirmiş topluma hala İslami yaşam biçimini satmaya çalışan hödükler var, ama sanırım genlerimiz ve bilindışımız şiddetle direniyor!

Öte yandan aranızdan, "Be adam, Arap kültürü bilmemne diye geçirip duruyorsun ama bu sözlüğün başından beri bir sürü Arapça madde açıkladın" diyecek olan tırtlar çıkabilir. Onlara Arapça maddelerin hepsinin de tasavvuf ile ilgili olduğunu, tasavvufun da aslında Arap kültüründen ziyade Hermetik ezoterizm, Budizm ve Şamanizm'e daha yakın durduğunu, ancak Arapça'nın kelimelere özel anlamlar verme konusundaki başarısının yadsınamayacağını söylemek isterim. Sövdürmeyin kendinize!

Netice itibariyle bir maddenin daha sonuna gelmenin tatlı hüznünü yaşarken, KYH Ailesi olarak bundan sonra "bayramınız kutlu olsun" lafını söylerken daha dikkatli olacağınızı ümit ediyor ve sizi Yusuf Has Hacip'in Kutveren Bilgi adlı eserinden bir dizeyle başbaşa bırakıyoruz:

"Kitabın adını Kutadgu Bilig koydum;
Okuyana kutlu olsun ve yol göstersin.
Ben sözümü söyledim ve kitabı yazdım;
Bu kitap her iki dünyayı da tutan bir eldir.
İnsan her iki dünyayı elinde tutarsa mutlu olur;
Bu sözüm doğru ve dürüsttür.
"

2 yorum:

Anonim dedi ki...

bir de burak kut vardı. öldü mü acaba?

hiç dedi ki...

sevdik öldü...
(şaka şaka! tanrım öyle bir değeri başımızdan eksik etmesin)