Argo

Fransızca. İsim.

1- Kelimesine dokunmadan. Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin kullanıldığı söz veya deyim. Örnek: "Hacı, sen argoya böyle kolpa bir değer biçtiğine göre balataları iyice yakmışsın. Hadi ikile de ense tıraşını görelim!"

2- Kelimesine dokunmadan. Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek veya topluluktaki insanların kullandığı özel dil veya söz dağarcığı, jargon. Örnek: "Akademik argoda başarılı akademisyen, hakemli dergilerde makale yayınlatan ve uluslararası kongrelere katılan öğretim üyesi anlamına gelir."

3- Mecaz. Serserilerin, külhanbeylerinin, itin kopuğun, lümpenlerin ve onları kevaşeleri olan lümpenellaların, şerefsizlerin, baldırıçıplakların, götündenşırıngaylakanalınmışların, gaydırıguppakların, kısacası paryanın kullandığı söz, deyim veya değdiririm. Örnek: "Artiz! İlk örnek kesmedi de üstüne cila mı istiyorsun? Nato kafa nato mermer ha!"


Hışşt TDK, bebeğim, birinci açıklamada çoklukla eğitimsiz kişiler demişsin, şimdi ikinci tanıma göre ise akademik insanlar da aynı meslekte olduklarına göre, kendilerine göre bir argoları var. Bu iki tanım çelişmiyor mu, ruh evimin kapısı kilitli yatak odası? Oraya "çoklukla" yazınca yırttığını mı sanıyorsun? Ayrıca kullanıldığı ne demek? Argoda eğitimsiz kişiler mi kullanılıyor? Baldudaklım, yoksa eğitimsiz insanlara para verip argo konuşsunlar diye siz mi ortalığa salıyorsunuz? "Eğitimsiz kişi! Al şu parayı argo konuş ki TDK Türkçesi ile konuşanlar prim yapsın" mı diyorsunuz? Edilgenleştirilirken genleşen yüklemini yerim senin! Hadi her halta maydonoz olma da git boynuzlarını yağla! Naaaş!

Siz bu TDK'ya bakmayın pek gıcır abilerim ablalarım, bunun bir köfteden çaktığı yok! Zira argo, dilin tuzu biberidir; hatta, piyazın tarator sosudur. Ancak taratorun ne olduğunu bilmeyen zerzevat, Sultanahmet Köftecisi'nin eşek ağzına dayadığı haşlanmış fasulye rezaletini piyaz zanneder tabii ki! (KYH taifesi olaraktan, Antalya'ya gittiğinizde taratorlu piyaz yemenizi tavsiye ederiz, kıyak abilerim ve ablalarım.)

Dil, insanın eviyse; kullandığımız dilin yapısı, sıvası, boyası, elektrik ve su tesisatlarının durumu o evdeki yaşam kalitesini belirliyor demektir. Bundan dolayıdır ki dilin zenginliği, genelde o toplumun hayatı yaratma yöntemini ve dolayısıyla da zekâsını ve inceliğini gösterir. Özelde de bir kişinin dilin hassas ayarlarına vakıf olabilmesi, o insanın hayatı nasıl kavradığına ve algısını oluşturan ruh hâline dair ipuçları verecektir. Gündelik hayatı 200 kelime ve 5 deyimle idâme ettirebilen insanlar, sadece yaşadıklarını başkalarına anlatabilme konusunda değil, onları algılayabilme ve kendi içlerinde anlamlandırabilme konusunda da zafiyet içindedirler. Kendi dilleriyle ayakta kalamayan kültürlerin insanları, başka kültürlerin buyurgan işgallerinden bir türlü kaçamazlar. Bu, tam bir karmaşa, tabiri caizse ne bok yiyeceğini bilemem halidir.

Üniversitedeyken en büyük baş belâlarımızdan birisi yabancı dille öğrenim görmenin yarattığı dil karmaşasıydı: "Abi fankşinalizmin leybır ve cendır ekualiti konusundaki en büyük açmazı anpeyd domestik leybırın kapitalizm içinde dizolv olmamasını açıklayamamasıdır! Bırak onu, düal leybır markıt tıoriye bile bir karşılık veremiyor." Bir insanın kafasını karıştırmak istiyorsanız, ona ana dilinin inceliklerini öğretmeden yabancı bir dil öğretin! Gerçekten kafa karıştırıcı değil mi!

Konumuza dönecek olursak, günümüzde orta sınıfın efendi insanlarının kullandığı dil -aynen kendileri gibi- sıkıcı ve zevksizdir. Ev benzetmesinden gidecek olursak, onların dili apartman dairesidir. Toplu konut mantığıyla inşa edilmiş, birbiriyle aynı, güvenli ama daracık, işlevsel ama kısıtlı.

Daha aşağıdaki sınıfların (özellikle lümpen proleteryanın) dili, gecekondudur. Sınırlı olanaklarla inşa edilmiş, derme çatma, altyapısız ve güvensizdir. Eğer o unuttukları binlerce yıllık geçmişten kalan bir sızma varsa gecekonduya hoş bir bahçe eklenmiş diyebiliriz. Fakat her haliyle korunaksız, korunaksızlığı ölçüsünde de saldırgandır. Küfür, bu sınıfa aittir. Çünkü küfürde ilkel, sabırsız ve saldırgan (Ecnebiler vulgar da derler) bir eylem planı vardır, bir gece vakti iki briketle evi dikivermek gibi. Ancak kaderin garip bir cilvesi olarak, argoyu yaşatan da yine bu gruptan insanlardır. Paraya ve kariyere endeksleyemedikleri zekâlarını, anlamları eğip bükmekte büyük bir ustalıkla kullanırlar.

Bunların arasında sınıf atlayan olmuşsa eğer diline yeni kelimeler, yeni kavramlar katılır. Ancak bu eklemlenme dilin tabandan genişlemesiyle değil, üste kaçak kat çıkılmasıyla olur ki sınıf atladığını gösterme derdinde olan insanlara eğreti duran kelimeleri anında seçebilirsiniz. Ne kadar kat çıkarsan çık, asla apartman olamayacaksın hacı! Gecekonduyu yıkıp yeni temel atman gerekir ki onun keyfini sürmek de sana değil anak çocuklarına nasip olur.

Üst sınıfların dilleri ise gökdelen daireleri ya da villalar şeklinde görülebilir. Ancak buradaki hassas nokta, üst sınıfların kaliteli eğitim ve öğretime daha kolay erişebilmelerinden kaynaklanmaktadır. Memlekette üst sınıf diye anılan insanların çoğunun Özal dönemi ve sonrasında türeyen kapkaççılar olduklarını düşünülürse; dil anlamında konakta yaşayan insanları belirleyen aslında anapara değil, entelektüel birikimdir. Günümüzün zenginlerinin büyük bir çoğunluğu, dilsel olarak, ya daha geniş apartmanlarda ya da lüks gecekondularda yaşarlar. Oysa dili zenginleştiren edebiyata dair zevklerin filizlenmesi (ve dilin böylelikle dilin zenginleşmesi), yeni şatolar inşa edip oralarda yaşamak isteyen burjuvalar sayesinde olabilir.

Oysa argo, bir tatil köyüdür! İçine herkesin ücretsiz alındığı, bin türlü numarası olan bir yerleşkedir burası. İsteyenin (ima sanatını beceriyle kullanabildiği sürece) istediği mimari tarzda, istediği tesisi inşa edebileceği bir yapboz alanıdır argo. İma, diğer alt diller için bir lüks iken, argo için olmazsa olmaz bir ifade aracıdır. Bundan dolayı argo, metaforun sınırsız ufkunu seyre dalabileceğimiz tropik bir kumsaldır. Hızla değişebilmesi ve çift anlamlılığından dolayı zengin, zeki, fırlama piçin tekidir argo. Ama asla burnu havada değildir, samimiyetinden ve vakarından taviz vermez.

Sözün özü, dilinize hakim olup ona sahip çıkarsanız imgelem dünyanız için türlü faydaların tadını çıkarırsınız. İşte güzelim argo, bu yüzden, cillop gibi bir ifade alanı yaratır.

Lafı -daha fazla sündürmeden- argoya bırakmak gerekir sevgili sözlükdaşlarım. Geçen maddede verdiğim sözü tutuyor ve sizi süper bir sözlükle başbaşa bırakıyorum. Akıllı olun!

İşte link: Kadın Argosu Sözlüğü

2 yorum:

Anonim dedi ki...

Bu hususta, "Kara Gözlüm" (Atıf Yılmaz,1970) seyredilmeye değer bir filmdir. Sözcüğün birinci, ikinci ve hatta üçüncü kullanımlarının hepsine bu örnek film ile vakıf olunabileceğini düşünüyorum.

Saygılarımla

hiç dedi ki...

o zaman kara gözlü filmini sizden talep etmek durumundayım muhterem adsız :)