Ana





Türkçe. İsim.

1- Yavrusu olan ve yavrusunu (-larını) besleyip büyütmeyi, bağışlamayı ve esirgemeyi şiar edinmiş dişi hayvan, anne, valide, mader. Örnek: "Şimdi bizden Freud'un Odipus Kompleksi'ni, kadınlara 'anam' diye laf atan adamları görmeden mi ortaya attığına inanmamızı istiyorsunuz?"

2- Temel, öz, esas, asıl; bir alacağın ya da borcun, faiz dışında kalan esas bölümü. Örnek: "Çocuk, bir ananın faizidir!"

3- İnsan(lar)a iyilik yapan, esirgeyen , hürmet edilesi orta yaş üstü kadın; cadı panzehiri. Örnek: "Sanat eserlerinde çok yaşlı adamları bilge olarak görmemize karşın, çok yaşlı kadınları hem iyi niyetli dert anası hem de kötücül cadı olarak görmemizin altında; erkeklerin belli bir yaştan muzdarip oldukları prostat sorunlarının kötülük yapma potansiyellerini azaltması mı yatıyor Cemil Abi?"



"Anamız, analarımız... Anadolu'nun çilekeş, cefakar anaları..." diye başlayan bir yazının fazla eyyamlı olacağını ve Kafa Yolları Haritası gibi harbiden romantik bir bloga yakışmayacağını düşündük.(- Spoiler- Ben ve Anna.) Bu yüzden mevzuya, "Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın Zeusvari babacıl bir tanrısı varsa; Müslümanlığın da, en önemli iki adı, analığa / kadınlığa atfedilmiş bir kavramla aynı kökten (rahman ve rahim / r-h-m) türeyen anacıl bir tanrısı var sayılmaz mı?" diye sorarak başlıyoruz.

Peki ana nedir, sevgili okur?

Önce büyük bir yanlış anlamayı düzeltelim:

Türkçe dublajlı yabancı filmlerde geçen Ben adı çocuklar için ne kadar arazlı bir portre çizme potansiyeline sahipse (-Selam Ben! / -Sen beni nereden biliyorsun? / - Sen, Ben değil misin? / -Hey, sen beni Sen Nehri'nde yaşayan Ben'le karıştırdın ahbap!), An(n)a adı da o adı taşıyan her karakteri hızlıca validehanım kıvamına getirme özelliğini barındırır.

Bir filmi izlerken, "Ulan bu eşek kadar adam bu küçücük kızın oğlu mu?" diyen anneannenizi görünce; keh keh diye gülüp, yavşak bir ses tonuyla, "Yahu anneanne, Anna kızın ismi!" diye ukalalık taslarsınız. Peki binlerce yıllık hayat deneyimine sahip o anneanneler haksız madır pek sevgili okur?

Ana, Anna, Anne gibi isimler, İbranice Hannah'tan türemiştir. Hannah ise İsmail'in anasıdır ve kelimenin kökeni, "Tanrı tarafından (bir çocukla) lütufta bulunulmuş olan"dır. Hannah, uzun yıllar boyunca bir çocuk için dua etmiş, en sonunda da kendisine İsmail ('Tanrı işitir') bahşedilmiştir. Sözün özü, Anna anadır. (Bu da melek yüzlü, keçi sakallı, parçalı nöronlu anneanneleriyle dalga geçenlere kapak olsun, bir daha böyle edepsizlikler yapmayın!)

İngilizce'de "mother", Almanca'da "mutter" , İtalyanca ve İspanyolca'da "madre" olarak geçen ananın dibi, etimolojik olarak Eski Yunanca "meter" ; Latince "mater"e kadar iner. Asıl şıpşıkımtrak tesadüf odur ki; yukarıda anırılan tüm dillerde anayla "madde" aynı rahimden çıkmıştır. 'Matter' ve 'material''in, Latince 'bir cismi meydana getiren öz' anlamına gelen 'materia'dan türemesi bir yana, 'matrix' (E.Yu."metra") kelimesinin aslında 'rahim' anlamına gelmesi bile, başlı başına manidardır. (Aranızda The Matrix filminde toplu bir rüyayı yaşayan insanların neden sıvı dolu bir rahimde, bedenlerinin dört bir yanına girmiş kordonlarla Matrix'e bağlı olduğuna kafasında soru işareti olanlar varsa, artık rahatlayabilirler.)

Öte yandan Swahili dilinden Çekçe'ye, Çince'den Rusça'ya ve hatta Farsça ve Endonezya diline kadar ananın gündelik kullanım ifadesi "mama"dır. Latince "meme"ye denk düşen bu tabir (mamma > mamal > mammalian - memeli), Anadolu coğrafyasının semiz bebekleri için de "yemek"e denk düşmektedir. (Bunun muhtemel nedenine Baba maddesinde değinilmişti. Oysa 8 Mayıs'ta yazılmaya başlanan "Ana" başlığı tembelliğe kurban gitmese ve hemen bitirilse idi; bu nedenleri, babadan önce bu maddede görebilecektik. Ancak kısaca bir hatırlatma yapalım; tüm mevzu beslenme üzerine dönüyor.)

Bu kadar etimolojik gargaradan sonra ulaştığımız nokta nedir; pek muhterem analı, madara olmaz, faka basmaz okurlar? Elimizde sadece bir rahim ve iki memeden oluşan bir üretim ve besleme makinesi mi; yoksa tüm maddeyi ortaya çıkaran, onu çevreleyen ve varoluşunu sürdürmesini sağlayan uhrevi bir kaynak mı var?

İnsanlık tarihinde meme(li)lerin akıllanması dönemine denk düşen zamanlardan bu yana, ana doğa ile baba ise kültür ile özdeşleştirilmiştir. Bu ikilikçi zihniyetin dayanak noktası; analığın hayvani ve içgüdüsel bir yapısının olduğuna duyulan inançtır. Pek çok dallama babanın çocuklarıyla ilgilenmekten imtina etmesi ve huzuru evlerinin dışında bulmaları da, babalık içgüdüsü denilen bir hissiyatın olmadığı, bu uyduruk kurumun temelinde kültürel zorlamaların yattığı görüşünü kuvvetlendirir. Toprak (dünya), saf, doğal ve yalın haliyle anadır; uygarlık (devlet) ise sofistike, sonradan olma ve karmaşık haliyle babadır.

Bunun yansımalarından birisi; Antik Yunan'da tanrıça Gaia ile başlayan ve günümüzün "new age" dinlerine kadar uzanan, özünde panteistik bir bütünlük düşüncesidir. Neticede hepimiz doğa ananın bir parçası olarak, farkında olsak da olmasak da, ondan beslenir ve onunla olan bağımız sayesinde varolmayı sürdürürüz. Tüm insanlık için doğadan farklılaştığımızı algıladığımız nokta, sembollerin dünyasın girip dile, kültüre, ideolojiye bulandığımız bir kirlenme anıydı. Dünya Ana'nın aracısız, akışkan, doğal, 'zevk'e dayalı kucağından çıkıp; uygarlığın kanunlara dayanan, mekanik pençelerine teslim olduk. Şu anda da (tam bu nedenden dolayı) Dünya Ana'ya olan özlemimiz, içinde olduğumuz yabancılaşmadan dolayı daha da artıyor. Tabii ki kısmen uyduruk, eklektik 'new age' söylemleri bir yana, Lacan'ın ana-çocuk arasındaki ilişkiyi incelerken yaptığı okuma, neredeyse bire bir olarak bu görüşü ortaya koyar. (Geldin mi babanın sözüne?)

Her ne kadar 60'ların Çiçek Çocukları'nın akıldan kurtularak Dünya Ana'yla bir olma düşü yerini, yeni-akılcı bir organik tarım projesine bırakmış olsa da; en azından binlerce yıldır varolan bir yolu yeniden çizmiştir: İntikamcı, öfkeli, cezalandırıcı, kanuni bir baba Tanrı'ya karşı; koruyan,esirgeyen,dönüştüren, tümleyen (neredeyse anaç) bir cinsiyetsiz Tanrı!

Bu Tanrı, Aşık Veysel'in dizelerinde en yalın şekliyle anlatılır:

Veysel’i söyleten sen oldun mutlak
Gezer daldan dala yorulur ahmak
Sen ağaç misali, biz dalda yaprak
Meyve çekirdeğisin, sen varsın orda

Kah şakalı, kah ciddili bir maddenin daha anasını belledikten sonra, son söz babında şunu ifade etmek gerekiyor: Tüm madde boyunca metnin orasına burasına "ananın" ifadesinin serpiştirilmesinde belirli bir amaç vardı. Buradaki niyet, toplumumuzda kanayan bir yaraya parmak basmaktı: Analara gıyaben yöneltilen acımasız küfürler! Evet, aranızda kim o güzide varlıkla kurulduğu iddia edilen sözde bir münasebet yüzünden incinmedi ki? Aranızda kim ana tarafından bu kadar fahri akraba sahibi olmaktan mutlu?

Bu noktada Kafa Yolları Haritası bir toplumsal sorumluluk projesini başlatarak, analarımızı küfürden uzak tutmayı; onları layık oldukları yerde, layık oldukları işi yaparken, yani cenneti nasırlı ayaklarıyla ezerken görmeyi arzu ediyor.

Sayın Başbakan'ın yüce himayesinde, Anamı Karıştırma Projesi (onun da kısaltması AKP) başlatsak; böylece geçmiş dönemdeki kötü anıları silsek ve hatta bundan sonra kavga esnasında anaya yönelik küfürleri babaya, emmioğluna, enişteye veya kayınbiradere yönlendirsek, şahane olmaz mı sayın anasınıalıpgidenler? Mesela, kızdığınız kişinin anasına düz gitmek yerine, "Bacanağının bacağına sürteyim" ya da "Kaynına kayayım!" diye hönkürseniz; bol uyaklı bir küfrün tadıyla daha da coşmaz mısınız? (Bi' düşünün! Siz düşünürken ben de Başbakanlık Tanıtım Fonu'nun beni aramasını ve banka hesap numaramı istemesini bekleyeyim.)

Hadi o zaman, bu tatlı bekleyiş sırasında Madonna'nın eski bir şarkısıyla kendimizden geçelim:



Özünde Anaç Bir Kızım (Material Girl)

Bazı oğlanlar öpücük atar,
Bazıları da mıncıklar.
Valla beni bozmaz şekerim;
Hak ettiğimi vermezlerse,
basarım tekmeyi kıçlarına.
El pençe divan durabilirler,
"Ben ettim sen etme" diyebilirler,
ama havalarını alırlar!
Doğruya doğru,
Nazarımda Bay Doğru,
Cüzdanı parayla dolu!
Çünkü bebişim,
Anaç bir dünyada yaşıyoruz.
Ve ben de özünde anaç bir kızım.
Bazı oğlanlar ağlar zırlar,
Bazıları da slov dansta kavrar.
Fakat çulsuzsa eğer,
İlgimi çekmez Fenasi Kerim,
Bebişim, sen git kafana göre takıl derim!
Çünkü bebişim,
Anaç bir dünyada yaşıyoruz.
Ve ben de özünde anaç bir kızım.
Oğlanlar gelir, oğlanlar gider;
Deneyimlerim beni zengin eder.
Şimdi hepsi birden peşimdeler.
Çünkü bebişim,
Anaç bir dünyada yaşıyoruz.
Ve ben de özünde anaç bir kızım.
Anaç...Anaç...Anaç...
Anaç bir dünyada yaşıyoruz, bebişim.




2 yorum:

bloğumuz dedi ki...

ana..!!/ba ba ba ba!! zekv zekesasının zemininden bina olan fikirler, semboller, henüz kavranmamış ama inanılan, yetişen yetiştirilen ağaç dalları gibi büyüyen anaç filizler, biçimsiz şekiller çalılar ve ona giydirilen ortak dilde ortak kıyafetler.. inançlarımız analarımız ve babalarımız gibi giderek büyüyen bir büyü.. yani xxxx sonsuza kadar.. bööö

hiç dedi ki...

yorumuzun ihtiva ettiği deruni anlamların tamamına vakıf olamasam da, konuya yaptığınız katkılardan dolayı teşekkürler sayın bloğumuz! fantastik yorumlarınızın devamını bekliyoruz. :)