Film

Fransızca. İsim

TDK’dan, noktasına virgülüne dokunmadan.

1- Fotoğrafçılıkta, radyografide, sinemacılıkta resim çekmek için kullanılan, selülozdan, saydam, bükülebilir şerit.

2- sinema. Bir oyunun bütününü taşıyan şerit veya şeritlerin bütünü.

3- sinema. Sinemalarda gösterilen eser.

4- Camlara yapıştırılarak içerinin görünmesini engelleyen bir tür ince yaprak.


TDK’nın yukarıda güpgüzelce yaptığı tanımlara istinaden filmin, sinemalarda gösterilirken bükülebilen, bütünün bütünü ince bir yaprak olduğu sonucuna varabiliriz, pek muhterem nurlar! TDK'yı bu muhteşem yaklaşımından ötürü kutluyoruz. (Hatta araya amatör bir filmden parça atmak bile isteriz: "Senden ötürü mü, benden ötürü mü? Cevap versene gız TDK, kimden ötürü?")

Film kelimesinin "ayak tabanı" anlamına gelen Yunanca pelma'dan, ince ve düz tabaka benzeşmesine istinaden türediğine dair iddialar mevcuttur. Bu da bize insan evlâdının başı sıkıştığında, çağrışım zincirini ne kadar saçma bir şekilde kullanabildiğini gösterir. Sen düztaban modelinden yola çıkıp filmi ayaklar altına al iyi mi! Selülit, asetat ve polyester malzeme üstüne ışığa hassas kimyasalların sürülmesinden oluşan teknolojik bir malzemenin adının ayak tabanından gelmesi, sizde de bir kumsalda yürürken geriye dönüp bıraktığınız izlere bakarak, "Lan bu kumsalda ne filimler çevirdim be! Hayatım filim olur" lafını söyleme ihtiyacı doğurmuyor mu?

İşin teknik kısmını bir yana bırakacak olursak, sinema sanatının özünü oluşturan filmler modern zamanların masalları olarak görülmektedirler. Hani köy meydanında hikaye anlatan gezginler, meddahlar, orta oyunu kumpanyaları vardır ya, işte film de özünde başka bir halt değildir. Binlerce yıllık kadim geleneklerden doğan anlatıların, teknolojinin parlak ışığı altında işlenmiş halidir. Hatta, Marshall McLuhan'a kalsa, köyde ateşin başında izlenen ve dinlenen masalların -Gutenberg Galaksisi denilen kitapların hakimiyetiyle geçen 400 küsur yıldan sonra- yeniden canlanmasıdır.

Osman F. Seden adına! Açın TV'yi, herhangi bir dizi filmi izlemeye başlayın! Anneannelerimizin yaptığı mahalle dedikodularının daha organize halinden başka bir hikaye göremezsiniz. Sadece Binbir Gece, Yaprak Dökümü vb. gibi dizilerden bahsettiğimi de sanmayın. Mesela Lost'u ele alalım. Dizideki tek fantastik öğe olan adayı çıkarınca geriye ne mi kalıyor? Aynı kadın için kavga eden adamlar, başkalarına istediğini yaptıran kurnazlar, bebek hırsızlığı, zina, entrika, yalan dolan... Mahalleye yerleştirmeye kalksanız; Hugo'dan paranoyaya sarmış Şen Kasap, Sawyer'dan mahallenin bıçkın delikanlısı, Jack'ten Aysel Teyze'nin dotor çıkan oğlu, Kathy'den evde kaneviçe işleyip kısmet bekleyen ama bir yandan da gizli gizli oynaş içinde olan bir mahalle kızı, Locke'tan durmadan hikaye sıkan taksi şoförü çıkarabiliriz.

Bundan dolayı, filmler hakkında konuşmaktansa, "Filmin ne menem bir halt olduğunu hepimiz biliyoruz da peki nasıl yapılır?" sorusuna yanıt aramak daha faydalı olacaktır. Kafa Yolları Haritası, büyük bir kültür hizmetine imza atıp evde nasıl kendi kısa filminizi yapacağınızı açıklıyor!

Fırında Kısa Film Mercimeği

Malzemeler:

Senaryo (3-5 sayfa)
Oyuncular (en az 2 adet)
Kamera (filmli kamera olmasın)
Işık (bildiğin ampül)
Stanley Kubrick posteri (1 adet)
Şokella (1 kavanoz)

Malzemeleri İnceleyelim!

Senaryo, bir filmin en önemli öğesi olup, bir dramatik çelişki (otomatik işkillenme üretim mekanizması) üzerine kuruludur. Yani, filmde bir kötü bir de iyi karakteriniz olmalıdır. Kötü adam götün tekidir, iyi adam da taharet musluğu! Kısaca, iyi bir film bir bok üzerine kurulu olmalıdır. Bu saçmalığı inandırıcı yapan malzeme (prop) ise oyunculardır.

Örnek olması açısından size bir kuple senaryoyu oyuncularıyla sunuyoruz. Örnekteki dramatik çelişkiyi ve karakterleri dikkatlice takip edin.

Jane'in ihtiraslı bedeni Tarzan'ın (Rocco) kaslı kolları arasında hummaya tutulmuş makak maymunu gibi titrer. Jane, Tarzan'a sarılır.

Jane (Gözlerini kapatır):
Ohhh! Mmmmmm

Tarzan (Umarsız bir şempanze gibi):
Ooh! Aaaaaaaaa

Ağaçların arasına saklanan Çita onları kıskanç bakışlarla izler. Eline bir taş alır. Yavaşça Jane'in arkasından yaklaşır ve taşı Jane'in kafasına vurur.


Bir filmin olmazsa olmazı - hatta senaryodan bile daha önemli öğesi- kameradır. Çünkü kameranız yoksa çektiğiniz şeye tiyatro, oyuncuların bundan haberinin olmadığı durumlarda da röntgencilik (voyeurism), denir. "Kameram var, gizli çekim yapıyorum" diyorsanız da, camera obscura'yı yanlış anlamışsınız demektir ve TCK hükümlerince alacağınız cezadan indirim yapılmaz.

Hazırlanışı:

Salonun ışığını açın. Kamerayı, Kubrick posterinin tam karşısına yerleştirin. REC tuşuna basmadan önce oyuncu(lar)ınızı motive etmek için "Aslansın kaplansın" deyin. Art direktörle görüntü yönetmeninin kapışması bitince (her iki görevde sizde ise bir tür sanatsal iç kavga demektir bu) REC tuşuna basabilirsiniz. Burada unutulmaması gereken, her oyuncunun kendi adının yazdığı repliği söylemesidir. Gerisi senaryo gereği akacaktır. (Arada doğaçlamalara izin verin.)

Bir konuyu da böylece işlemiş olmanın gururunu yaşıyoruz sayın sinefiller. Huzurlarınızdan ayrılırken sizi, Yüzüklerin Efendisi serisinin soundtrack'iyle başbaşa bırakıyoruz.

Rı rınım
Rı rınım
Rı rı rııı rııı
Rı rınım
Rı rınım
Rı rı rııı rııı

2 yorum:

akasya dedi ki...

yok, yok siz biraz bu işi hafife almışsınız hiç bey :)

hiç dedi ki...

sanırım sinema-tv yüksek lisansını da bu yüzden bıraktım

(ve bıraktıktan 6 yıl sonra yeniden başlıyorum :))