Yangın

Türk malı. İsim.

1- Hastalıkla sağlıkta, evde ormanda okulda, götte gönülde basurda zarara yol açan büyük ateş; yanma ve yan tutma hâli. Örnek: "Ali, mahallede yangın var! Yangın izle Ali, yangın izle!"

2- Mecaz. Coşkunluk, insanın akası kabarasının gelmesi ve hatta içinin menteşelerinin tutuşması, ateşin bacayı ve bacağı sarması. Örnek: "Alo Yangın İhbar mı? İki Viagra çaktım, çok acayip yangınım ulan! "

3- Sıfat, mecazi. Müptelâ, düşkün, âşık, yanık. Örnek: "Bir yıldır dostu olduğu Piç Rıza'nın pavyonlarda fink atıp, iş kurma ayağına kendisinden çarptığı paraları altın dişli Azeri konsomatrislerle yediğini öğrenen Yangın Ayla, bir hışımla kaptığı 'emanet'i çantasına saklama lüzumu bile görmeden, soysuzun sıklıkla demlendiği, Dolapdere'nin kuytularında zulalanmış araba tamir atölyesinde aldı soluğu."


Yangın, kötüdür! Hele hele bir cuma akşamı yorgun argın evinize dönüyorken, daracık sokağınıza girdiğinizde, apartmanınızın tam karşısına denk gelen evin yandığına şahit oluyorsanız daha kötüdür. Bundan daha kötüsü tek durum ise, yangının apartmanınızın tam karşısına denk gelen evin tam karşısında çıkmış olmasıdır.

Çocukken bir kez daha böyle bir yangına şahit olmuştum. Yanı başımızdaki iki katlı müstakil ev cayır cayır tutuşmuştu da, girişine kocaman harflerle çakılmış "Maşallah!" yazısından geriye sadece "Maşa" kısmı kalmıştı. Bizim apartmanın ahalisi, yan komşumuzun balkonundan binanın üstüne naçar kovalarla su dökerken, o büyük yokedici gücü hayranlıkla izledim. (Handbook for Launching Pyromaniac Inside, Chapter 1: Beginnings.)

Fazlaca idealist ve iddialı olmayan iki uskumru ve onların asıl alınma nedeni olan rakıyla sokağa döndüğünde aklıma ilk gelen, o çocukluk günlerimden kalma görüntü oldu. İnsanların tüm hayatları boyunca biriktirdiklerini çok kısa bir sürede yeryüzünden silebilecek derecede kötücül bir güçtü yangın. Onları çaresizce sağa sola koşturuyor, o travma senin bu travma benim saç yoldurtuyordu. Tabii ki bu deneyim, ilerleyen yıllarda sobayı kurcalamak suretiyle evi bir kaç kez yanmanın eşiğine getirmeme; mukavvadan yaptığım evlerin içini sigara paketi folyosuyla döşedikten sonra bir parmak kadar kolonya doldurup patlatmama ya da güçsüze yönelik sadistik bir iştahla evlerine ekmek götürme derdin olan karıncaları kolonya yıkadıktan sonra onları ateşe vermeme engel olmadı. (Handbook for Liberating Pyromaniac Inside, Chapter 1: Why is destruction so enchanting?)

Her çocuğun başından geçebilecek bu küçük deneyimleri (Hadi canım, itiraf edin hepiniz böyle muzırlıklar yapmışsınızdır! Şu yeryüzünde civcivlere şırıngayla kolonya zerk eden ya da hamamböceklerini fare kapanına bağlayıp kafalarını uçuran tek insan ben değilimdir!) bir kenera bırakacak olursak; yangının "kötü" olmasının nedeni, alevin büyüleyiciliğine karşın, yangının sahip olduğu kontrolsüz, geri döndürülemez yıkıcı güçte gizlidir. Yırtılan bir kağıdın uğradığı fiziksel değişimi, onu bantlayıp giderebilirken; yangının yol açtığı kimyasal bir değişimi geri döndüremeyiz. Kağıttan geriye sadece rüzgarda savrulup gidecek bir tutam kül kalır. Bunu 22 yaşında, o ona kadar yazdığım bir koli dolusu öykü, şiir ve denemeyi Ankara 100.Yıl Sitesi'nde, boş bir alanda yakarken bilmiyor muydum? Biliyordum tabii ki, daha önce karıncalar üstünde deneme yaptım dedim ya!

Ateşin bu yoketme gücü Paganizm'in bütün formlarından Hinduizm'e kadar pek çok inancı derinden etkilemiştir. Yunan mitolojisine göre ateş dünyaya ilk olarak Prometheus.com adresinden download edilerek yayılmış, ama daha sonra bu webmaster'ın programı çokuluslu bir şirketi hack ederek dağıttığı anlaşılmıştır. Prometheus, tüm kanallardan ban edilmiştir.

Slavların güneş tanrısı Svarog, ateşin ruhunu simgelermiş. 17.yy'da Rusya'da ortaya çıkan dinsel krizde, Raskol denilen bir hareketin takipçileri kıyametin yaklaştığını iddia edip kendilerini "ateşle vaftiz" etmeye kalkmışlar. Hindular ölülerini yakmakla kalmaz, Sati denilen törenle kocası ölen kadınları kendilerini yakmaya zorlarlarmış. Ortaçağ'da şeytana uşaklık ettikleri gerekçesiyle yakılan cadıları hepimiz duymuşuzdur. Plutark gibi antik Yunan döneminin ciddi tarihçileri Kartacalıların çocuklarını tanrılara kurban ettiklerini söylerler. Budist rahiplerin protesto gösterilerinde de kendini yakıp gıklarını çıkarmadan kül oluşlarına dair videoları Internet'te rahatlıkla bulabilirsiniz.

Ha bir de Zerdüştlük meselesi vardır ki ateşi ve suyu (aynen yin yang gibi) ruhsal arınmanın iki kolu olarak gören bu dinin mensupları için, "ister mecusi ister putperest" olarak kabul edilsinler, ateşin ne anlama geldiğini anlatan tonlarca kitap bulunmaktadır. (Ancak insan yine de bu arkadaşların evleri yanarken nasıl tepki verdiklerini merak etmeden duramıyor.) Nevruz'da ateşin üstünden atlama geleneğinin, aynen pek çok Pagan inanışının Hıristiyanlığa sızması gibi, Zerdüştlerden miras kaldığını varsaymak çok da akıldışı değil. (İslamiyet'teki abdestin, Hıristiyanlık'taki vaftizten; onun ise kendinden önceki Pagan uygulamalarından esinlendiğini varsaymak gibi.)

Ancak orta harlı bir ateşin üstünden atlamak başka bir mevzudur, cehennemde yanmak bambaşkadır sevgili cadıyakıcılar! Yahudi -Hıristiyan geleneğindeki dinlerin hem kıyamet gününü hem de cehennemi tasvir ederken Tanrı tarafından yönetilen bir "yangın"ı anlatıyor olmaları rastlantı değildir. Bu tarif, Paganizm'in aksine olumsuz bir anlamda da olsa, ateşin karşı konulmaz dönüştürücülüğüne atıfta bulunarak bir korkutma draması yaratır: "Yanacaksın ama yokolmayacaksın hacım." İşte cehennemi yan tutmak tam da buna denir! (Karıncalar, hamamböcekleri ve civcivler için kaç yıl veriyorlardır acaba?)

Uzun bir aradan sonra yeniden okuştuğumuz bu maddede, yangın konusunu ele aldık sevgili cehennemate ahali! Hadi bu bahsi de öğrendiklerimizin özetini yaparak bitirelim, ne dersiniz?


Bu derste öğrendiklerimiz:

1) Yangın kötüdür!
2) a- Cehennem varsa yangından daha kötüdür ama Rabbim affedicidir. b- Eğer yoksa 1.madde geçerlidir ve Hedonizm güzeldir, cilloptur, ohşştur.
3) Prometheus.com sitesi, birbirlerine durmadan "ateşin var mı babuş?" diyen otlakçı halkı kin ve nefret yoluyla bölmeye çalıştığı için Digor 1.Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararıyla kapatılmıştır. Digor'da Sulh Ceza Mahkemesinin, hatta Internet'in bulunmaması konu dışıdır.
4) Komşunun yanan evine kovayla ya da hortumla su dökmek külliyen eyyamdır. Çünkü bu işlem bir boka yaramaz!
5) Karınca ve hamamböceklerini mukavvadan yaptığımız maket evlere doluşturup yakmamalıyız. (2.maddenin (a) bendi uyarınca)
6) Deniz Feneri ile cukkayı sıyırırken "Karagümrük yanıyor!" diye ortalığı velveleye vererek kız tavlamak delikanlılığın raconuna uymaz.
7) Türk insanının cehenneme gittiğinde bile "Zebanileri feci kafaladım hacım! Ondan sonra paso araziydim, ense yaptım!" geyiği yapmasına hiçbir din engel olamaz.



(Şu anda su satarak geçimini sağlayan komşumun evi üzerinde devasa bir naylon branda var. İki katlı binanın üst katı ve çatısı yandığı için, sanırım ev ahalisinin bir kısmı alt katta, bir kısmı da dükkanda yatıp kalkıyor.)

6 yorum:

akasya dedi ki...

ateş almaya geldim :)

hiç dedi ki...

burada yansaydınız!? :)

Adsız dedi ki...

en kötüsü zannediyorum 3. madde ama derdi veren allah dermanını da vermiş. hamdım, eyvallah hacı cümlemiz hamız; yandım, işin en zor kısmı; piştim, mis, ohş , cillop. mevzu yanmakta değil zannediyorum. piştin mi pişmedin mi?

Adsız dedi ki...

komşularına geçmiş olsun.

bu yazı bana bir rüyamı hatırlattı. rüya bu ya ben evimizin balkonundan dışarıya bakarken, karşımızdaki bina yanmaktadır. itfaiye gelememekte, etrafta bir allah kulu ve su bulunmamaktadır. benim yangını söndürmek için uygun bulduğum yöntem, (herhalde uzaklara işeyemeyeceğimden) tükürmektir.

sonra kendi tükürüğümün ıslaklığından uyandım ki herhalde işediğim için uyanmaktan iyidir.

ha bi de o aralar, o karşı binadaki komşunun oğluna yanıktım. rüyayla bir ilgisi var mıdır? bilemedim.

lilith

hiç dedi ki...

Sayın Adsız

Çok güzel bir noktada mavi kabloyu kesmişsiniz. Hakikaten koskoca KYH Ailesi olarak aklımızdan çıkmış bir konuydu bu. Alıntınızın orijinali sanırım Mevlana'nın "Hamdım, piştim, oldum" lafıdır.

Bu güzel hatırlatmanızla beraber, sanırım bu analojinin dayanak noktası; dokunduğu her şeyi pişiren ve olduran özel bir tür ateşin varlığıdır. Elini ocağa tutan sadece yanar belki ama -en klasik örneğiyle- "pervane" gibi fenafillah ateşine düşen nasıl pişmez? :))

hiç dedi ki...

Lilith hanımefendi,

Komşulara geçmiş olsun dileklerinizi iletebilir miyim bilmiyorum. Ama dün sabah "geçmiş olsun" dediğimde hepimiz adına söylemiş olayım bunu.

Sanırım hakikatteki yangın, rüyanızdaki yangını tetiklemiş. Yangına doğru tükürdüğünüze göre karşıda ikamet eden zat bir şerefsizlik yapmış olmalı. Bence onun yüzüne tükürmek istemişsiniz. :))