Yalnızlık

Türk malı. İsim

1- Yalnız olma, yalnız kalma, yalnız yılma durumu, kimsesizlik, "kimsiniz siz?"lik. Örnek: "Nevroz için kaygı ne ise, tefekkür için de yalnızlık odur!"

2- Ortamda kimsenin bulunmaması, ıssızda kalmak, tenhada pişmek, mal gibi kalmak, ruhun en yalın halinde çekimsiz kalmak. Örnek: "Birden sen gelsen aklıma / Seni unutsam bazı bazı / Meraklansam gizlice / Yanlışlık ömür boyu!"

3- "Yanlışlık" kelimesinin yanlış yazılmış hali. Örnek: "Bazen şu hayattaki yalnızlığım, koskocaman bir yanlışlıkmış gibi geliyor Cemil abi. Sonra seni, yengeyi ve üç çocuğunuzu düşünüyorum, yalnızlığımdan dolayı mutlu oluyorum!"


Cehennemin en güzel ve müstesna bölgesinde geçen kısıtlı bir ricadın ardından, yeniden sizlerle olmanın tatlı hüznünü yaşadığımı ifade etmek isterim pek sayın ananınsiklopedisi okuyucuları!

Beni burada hiç yalnız bırakmadığınız için teşekkür etmek isterdim ama kallavi bir eyyam olurdu bu. Zira içinizden "bu adam yazıyor da ne yer, ne içer, nasıl geçinir, şuna bir tas çorba yapıp götüreyim de içi ısınsın, olmadı bakkaldan iki bira sardırayım, yanına da meze niyetine bir paket tadım tuzlu fıstık alayım da yanına varayım!" diyeniniz çıkmadı.

Güya incommunicado durumundan çıktık çıkmasına, ama hakiki incommunicadonun insanın inzivaya çekildiğinde değil, gündelik hayatını sürdürdüğü yerde başına gelen olduğunu görmüş olduk! (Allah, insanı "kalabalıkta yalnız olmak" klişesini işitmekten korusun.)

Bu durum da bizi yalnızlık hakkında düşünmeye itti.

Yalnızlık, en basit anlamıyla insanın tek başına kalması, en karışık anlamıyla da bir başka varlıkla sembiyotik ilişki içinde bulunmamasıdır. Bu durum kimi zaman bir alışkanlığa dönüşür ve insanlar hayatlarına bir başkasını sokmaktan imtina ettikleri için yalnızlık çekerler, kimi zamansa birileri onlara "sen sevmeye / düşünmeye / takmaya / üzülmeye / kafa yormaya değmezsin" dediği (ya da birilerine bu lafı ettikleri) için tek başlarına kalırlar. Bazen birinci durum ikinciyi doğurur, bazen de ikinci durumdan dolayı birinci durum bir tür meşrulaştırma aracı olarak kendini gösterir. Arada da üçüncü bir durum bu iki durumu saf dışı bırakır, asıl neden olarak ortaya çıkar. Ancak bu karışık gibi görünen durumun aslında tek bir açıklaması vardır: Yalnızlık çekenler, türdeşini bir türlü bulamamış olanlardır! Bir süre sonra da bu umutsuzluk kronik bir hal almaya başlar ve aslında türdeş olabilecek ihtimaller iyi değerlendirilemez. Oysa herkes sadece bir kez yaşıyor muhterem yalnızlar rıhtımı müdavimleri!

Yalnızlık her ne kadar tefekkür için ilk aşama olsa da, uzun süre yalnız kalan ve bunun ağırlığını hisseden insan evladı her daim düşündüğünden, bir süre sonra kendi düşünceleri içine saplanıp kalır. Devamlı kendi düşüncelerini yoğurup büyüttükleri için bir süre sonra bütün evrenin onların düşüncelerinden mürekkep olduğu ve hatta evrenin kendileri için döndüğü hissine kapılabilirler. En sağlam paranoyaklar ve en kallavi delüzyoneller, yalnızların arasından çıkar. Ancak bu kendini önemseme durumu büyüklük kuruntusu şeklinde tezahür edebileceği gibi, tam aksine, değersizlik hissiyle de kendini gösterebilir. Kimi zamansa bu iki rahatsızlığın nöbetleşe etkin oldukları gözlemlenir.

Yalnızlık, delilik midir? Sosyal bir bozukluk mudur? Kader midir? İki yalnız bir doğru eder mi? Nedir bu yalnızlık denilen nane? Neden kalabalıkta iken yalnızlığı, yalnız iken kalabalığı özleriz? İnsan, kendi içinde bile binlerce sese sahipken gerçek anlamda yalnız kalması mümkün müdür? Yalnız geçen bir hayat yanlış geçen bir hayat mıdır? Bu ve bunun gibi soruların yanıtlarını az sonra uzmanımızdan öğreneceğiz sayın okurlar, bizden ayrılmayın! (Klişelerin paradisini yapmak insanı yalnızlaştırır mı, yoksa yalnızlıktan korunma yolu mudur?)

Bugün formatımızda tarihi bir değişiklik yaparak, sözlüğümüze bir konuk davet ettik.

KYH: Öncelikle okuyucularımız sizi tanımak istiyorlar efendim.
Konuk: Hangileri? 40-45 yaşlarında, işinde gücünde, ahlaklı bir beyefendi varsa aralarında tanışmak isterim ben de!
KYH: Öyle değil, aslında sizi tanımak filan istemiyorlar. Sadece yalnızlık konusunda sizi konuk olarak çağırdığımız için, sizin acınası hayatınızı dinleyip kendi durumları için şükretmek istiyorlar. Bundan dolayı sizin zavallı kişiliğinizi ve iç burkucu yalnızlık hikayesini merak ediyorlar.
Konuk: Ha, öyle desenize! Ben Ayla, 40 yaşındayım, armudun sapı üzümün çöpü diye diye kimseleri beğenmedim. Yalnız bir hayat sürüyorum. Çoluğum çocuğum yok. Ama beş tane kedim var. Her ne kadar can yoldaşım olsalar da bazı akşamlar eve girdiğimde, boş duvarlara bakıp bakıp iç geçiriyorum.
KYH: Yalnızlık ile durmadan arıza çıkaran bir insan olmak arasında bir bağ bulunduğundan söz edebilir miyiz? Yani yalnızlıkla uyumsuzluk arasında sizce bir bağ var mı?
Ayla (Adını söylemeden önce Konuk olarak biliyorduk): Aaaa üstüme iyilik sağlık! Sen ne demek istiyorsun ya? Bana geçimsiz mi demek istiyorsun sen! Manyak mı demek istiyorsun! Haa ne demek istiyorsun söyle! Nedir bu agresif tavrın nedeni? Ben buraya konuk olarak görüşlerimi söylemeye geldim, aşağılanmaya değil! Aaaa manyak mıdır nedir ya!!!
KYH: Bunu bir yanıt olarak kabul ediyorum Ayla hanım. Peki, "yalnızlık tanrıya özgüdür" derler. Sizce de yalnız bir hayat yanlış bir hayat mıdır?
Ayla: Bence yanlız bir hayat yanlış bir hayattır! Ayrıca az önceki terbiyesizliğini unutmayacağım! Şu ana kadar bana terbiyesizlik yapan herkesin ağzının payını vermişimdir! Hiçbir şekilde altta kalmam, ne kadar boktan bir adam olduğunu söylerim öyle kol gibi oturuverir laf! Uğraşma benimle!
KYH: Çattık ya... Yalnız olmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?
Ayla: Çok çalışsınlar! Çevrelerinden aldıkları tepkileri önemsemeyip bildikleri yolda gitsinler. Ayrıca geldiğimden bu yana bana asıldığını fark etmediğimi zannetme! Sen beni ne zannediyorsun ha! Orospu gibi mi görünüyorum oradan?
KYH: Yok efendim, ne alaka! Olur mu öyle şey! Burada sadece araştırmacı, objektif bir sözlük yapmaya çalışı...
Ayla: Hayır hayır, ben senin gibileri bilirim! Şu ana kadar birlikte olduğum bütün erkekler aldattı beni zaten! Hepiniz aynısınız, Allah belanızı versin e mi!
KYH: Versin amına koyayım...

16 yorum:

Mehmet dedi ki...

tefekkür de yalnızlık için ilk aşama olabilir diye düşünüyorum hatta düşünmeye doyamıyorum, yalnızım.

Adsız dedi ki...

istemli bi yalnızlıktan istemdışı bi yalnızlığa hızla ilerliorum. sonum ayla hanım teyze gibi olmadan kendime bi takım yalnızlık gidericiler bulmam lazım sanırım:/

hiç dedi ki...

İlk söylediğinde haklısın bence de...
İkincisi için de Allah akıl fikir versin diyeceğim Mehmet bey kardeşim!

hiç dedi ki...

Pek sayın "isimsiz" abla, Allah muhafaza!

Kadınla röportaj yapalım derken, canımızı veriyorduk KYH Ailesi olaraktan. (O derece!)

Adsız dedi ki...

pek sevgili blog sahibi hemen çalışmalara başlayıp istemdışı yalnızlık olayına son veriyorum o halde. en iyisi sosyalleşmek zaten. değil mi?

Adsız dedi ki...

sevgili diğer isimsiz,
bilmenizi isterim ki en iyi yalnızlık giderici, yalnız olmayanlar değil bilakis diğer yalnızlardır.

hiç dedi ki...

Oh ne âlâ ya "isimsiz" formuna döndü ortam :)))

Bu arada Özdemir Asaf'ın "Yalnızlık paylaşılmaz / Paylaşılsa yalnızlık olmaz" dizesi pek çok blog, form v.s.'de "Anonim" olarak geçiyor. Şiirler bile bir şairin adının yalnızlığından kurtulup "Anonim"leşiyorlar.

Velhasılı kelâm, bir yalnız bir başka yalnızla sosyalleşirse Ö.A'nın şiirindeki gibi olur mu olmaz mı bilemem (Kafam çok karışık bu aralar.) Fakat, "İki yalnız bir doğru etmez" gibi gayet kuvvetli bir argümanı görmezden gelemeyiz sanırım.

Adsız dedi ki...

o zaman dumandan gelsin "yalnızlık paylaşılmaz" haydi hepberaber bağıra bağıra:)

Adsız dedi ki...

sizinde sölediğiniz gibi sayın şerefsiz hiç bey "Yalnızlık çekenler, türdeşini bir türlü bulamamış olanlar" oldukları için yalnızlık giderici olarak birbirlerini tercih etmeleri durumunda türdeşlerine tesadüf etme ihtimali daha fazladır. takdir edersiniz ki kalabalıklar bir araya gelmiş türdeşlerden oluşacağından ve yalnızlar türdeşlerini bulamamış olanlar olduklarından, bu ikisini bir araya getirmeye çalışmak elmalarla armutları toplamaya çalışmak gibi olur. öbür taraftan kesin olarak iki yalnız bir doğru etmez diyemeyeceğimiz gibi kesin olarak eder de diyemeyiz, bu noktada gayet kaderci bir yaklaşım sergileyerek hepsinin hakkında hayırlısı olsun diyebiliz ancak.

Adsız dedi ki...

(Klişelerin paradisini yapmak insanı yalnızlaştırır mı, yoksa yalnızlıktan korunma yolu mudur?)

Bence yalnızlıktan korunma yanılsamasını yaratan bi yoldur ama sonunda bi bok olmaz. Zira 'yalnızlık ömür boyu' demişler.

Zaten sözlüğün HİÇ yazarı da, diğer yazılarındaki bilgeliği yalnızlıkta sağlayamamış da böyle bi dalıp debelenip eeeh aman öf be deyip çıkmış gibi geldi bana... Devamlı maruz kalındığında fena etkiler yaratabilen bi şeyler bunlar demek ki.

hiç dedi ki...

ilk isimsiz komşum, bu kadar kalabalıkken bağırmayalım ya. "çocuk uyuyor"dur, hastası olan vardır filan.

ikinci isimsiz yalnız, allah hepimize akıl versin.

üçüncü isimsiz kardeş, yalnızlık radyoaktifmiş gerçekten. bak bu bilge (!) bile kaybolup gitmiş haklısın.

ayrıca sanırım bu kadar çok "isimsiz" yorum yaptığı için çok yalnız bir blog bu!

hepinizin gözlerinden öperim. evlerinize dağılın artık! beni yalnız bırakın. hahaha

Mehmet dedi ki...

Pek değerli yazar Hiç, aşağıda anlatıldığı üzere hem hiç hem yalnız olunmaz efendi!

...Kırklar sofrasında bulundum... Bunlardan üç kişi ile halen haftada bir gece
buluşurum... "Kırklardan mısın?" diye bana sorma... Ben o üç ile dört
yaparım...
Hiç ile Kırk oluruz... Üç kişi bir de ben, bir de hiç bir taife teşkil
ederiz. Gezeriz... Hem Kırk'ız, hem Dörd'üz hem Hiç'iz biz...
Bulunduğumuz yerde Kırk oluruz biz...
Çünki biz Kırk'larız da ondan...
Elini tutmak istediğimizde şükrün mukabili değil de Bahane ararız biz...
Birinde bahane bulduğumuzda ben ile üç kişi ve Hiç görünürüz...
Elini tuttuğumuzu içimize alırız heman Kırk oluruz ve İki görünürüz... Ondan
sonra ister görünür ister görünmeyiz biz...
Biz her yerdeyiz, her yer bizdedir...

hiç dedi ki...

Pek sayın Mehmet bey kardeşim,

Lise diplomamda matematik bölümü yazıyor ama mühendislik fakültesinden Calculus yüzünden atıldım; yani matematiğim pek iyi değildir. Yaptığınız hesaba kafam basmadı. Ancak kanaatim odur ki bir matematik dehası bile verdiğiniz denklemi çözemez.

Amma velakin, yalnız demek "bir" başına demekse; ve eğer zahiri olan bütün suretler, en nihayetinde, batında, aynı "bir"e çıkıyorlarsa, "hiç" ile "yalnız" nasıl birbirlerinden farklı olabilir? Hepimiz en az (ve en fazla ve tam da denk olarak) tanrı kadar yalnızız.

mariadebonne dedi ki...

nietzsche şöyle buyurmuş “fakat bir vakit inziva seni yoracak, bir vakit gururun eğilecek, cesaretin kırılacak ve "ben yalnızım" diye bağıracaksın…onların üstüne çıkıyorsun: fakat sen çıktıkça, hasetin gözü seni o nispette küçük görür. fakat en çok kin beslenen uçandır….yalnız kalana haksızlık ve kirlilik isnat ederler. fakat kardeşim yıldız olursan bu sebepten onlara daha az ışık göndermemelisin". Velhasıl bazen Özdemir Asaf'ın buyurduğu gibi kayığa binip, yanına bir anlam alıp, açılmak lazım...Bunu yapmalı ki klişe kirlilikleri üzerine isnat ederlerken, onlara ışık saçarak el sallıyabil...

Mehmet dedi ki...

Sayın Hiç beyefendi,

Evvelki yorumumda alıntıladığım yazıda vurgu, vahdette kesretin yine vahdet olduğudur. Benim yorumdaki niyetim hiçlikte ehlolmuş bir üstadın yalnızlıkla kendini sınamasını garipsemiş olmamda. Ki yalnızlık bir zahiri sıfat olarak, karşıtıyla yani yalnız olmamakla manalı olmakta. Ama batında yalnızlığa ne hacet vahdet dururken. Eğer tanrı yalnızsa elbette ki bizde o kadar yalnızız.

Saygılar

hiç dedi ki...

Mariya hanım,
Nietzsche de, Asaf da güzel buyurmuşlar buyurmasına, ama ve lakin herkes, kendisini yarattığı anlamın en bir ışıldayan olduğunu iddia ediyor. Öyle bir iddiam yok, ben sıradan bir şerefsizim.

Mehmet bey,
"Hiçlikte ehlolmuş bir üstad" ifadesini üstüme almaktan özellikle imtina ederim. Zira hiçlik, gözümde nihayi mertebedir, demini sürdüğüm bir hal değil.

Sağolasınız