Oksimoron

Yunanca. İsim

- Zıt anlamdaki iki zıpçıktı kelimenin "doggy style" kullanılması sonucu ortaya çıkan, zehir gibi aptalca tamlamalara verilen isim. Örnek: "Bu maddenin en genel örnekleri için tam buradaki linki takip edebilirsiniz.


Eski Yunanca'da keskin anlamına gelen oxy ile aptalca anlamına gelen moros kelimelerinden türeyen oksimoron, kendi içinde yarattığı zıtlık sayesinde insana, "İsmiyle müsamma olmanın bu kadar da boku çıkarılır mı arkadaş!" dedirtecek kadar alengirli bir zıpırlıktır.

Zıtlıkların ılgıt ılgıt estiği bir yayla olan oksimoron, beynine bol oksijen giden moron ya da oksijensiz kalmış bir deha gibidir: O kategori için olağandışı bir durumun yaşandığı hissi verse de, ortaya çıkan sonuçta bir farklılaşma yoktur! Denek, hala nato kafa nato mermer takılmayı sürdürmektedir. Zaten oksimoronun amacı da bir değişiklik yaratmak değil, mis gibi bünyelerin tepesindeki cillop kafaları karıştırmaktır. Bundandır ki tarih içinde oksimoronun ilk ve en masum örneklerini, genellikle yeteneksiz şairler ve dikkat çekmek isteyen diğer masturbasyon kurbanları kullanmıştır. 20.yy.'ın ortasından sonra ise, temelde bir oksimorona dayanan Nazi propagandasının başarısına postmodernizmin toplumsal zeminleri kayganlaştırması eklenmiş; böylelikle oksimoron, medya tarafından desteklenen, ticari ve siyasi bir araca dönüşmüştür.

İşin doğrusu; popüler kültür denilen zımbırtı (ister ticari isterse siyasi amaçlarla kullanılıyor olsun), gece gündüz tam gaz çalışan bir oksimoron makinesidir. Medya denilen fabrikanın bu en demirbaşlı makinesi, sağ-sol üst-alt ayırt etmeksizin, sözde dengeli özde sansasyonel ama her haliyle güdük melezlenmeler yaratır. Kendisi dışında yaratılmış olanları da belirli bir ücret karşılığı kitlelere yayar.

Ahanda tam üstüne bastığımız noktada; PRopagandayla genişleyen Hitler'in nasyonel sosyalizmi ile PR'a daralan Cemil İpekçi'nin muhafazakar eşcinselliği arasındaki yegane fark, oksimoronun kitleler üzerinde yarattığı Kafa Karışıklığı Alanı'nın (KAKA) büyüklüğünden başka bir şey değildir. Yani, çeşitli toplumsal koşullardan dolayı çok büyük KAKA üretebilen oksimoronlar, kitleleri peşinden sürükleyebilirler. Bu durumda kendilerini KAKA'nın tam merkezinde hisseden militanların, bu ideolojileri tanrısallaştırmaları hadisesi görülür. Bu temsil alanını bulamayan, sözgelimi muhafazakar eşcinsellik gibi, kavramlar ise belediye işçileri ve simitçilerin biçki dikiş ihalesini banka hesabına aktarmak gibi daha masumane ve bireysel bir KAKA yaparak günü kurtarırlar. [Hani bu iki örneği farazi olarak yer değiştirsek diyorum; Cemil İpekçi'yi, dört adet türbanlı penisten yapılmış swastika bayrağını benimsemiş Muhafazakar Eşcinseller Partisi'nin heyecanlı, öfkeli ve ülkü dolu lideri olarak, paralel bir evrendeki Reichstag'ta hararetli bir konuşma yaparken hayal etmenin cezai müeyyidesi var mıdır acaba? Neyse, öğreniriz nasılsa!]

Hadi bunu moda denilen endüstriyel ucubenin serbestisine bağlayalım. Peki ya kendisine ulusalcı-sosyalist diyen/denilmesine izin veren ve kendini bu kimlikle tanıtan yazara ne buyurulur? Sen doğumundan beri enternasyonelist olan görüşü, memleket sınırlarına küçültürsen elinde sadece sosyalizmin "sos"ı kalır, onu da ancak salatada kullanırsın!

Burada devreye, neredeyse 40 yıldır varlığından söz edilen postmodernite durumu devreye girmektedir. Önce, sermaye-emek, kültür ve politikanın küreselleşmesi, birbirleriyle alakasız görünen kavramların yan yana gelerek bitişik olarak (juxtaposition) varolmalarına yol açtı. Ardından da, ilk başta birbirleriyle çelişir gözüken bu kavramlar, gerçekten çeliştikleri için, sahip oldukları anlamları yitirerek melezleştiler. "Bazen o, bazen bu, bazen ne o ne de bu olmak" ifadesiyle özetlenebilecek bu gelişme, göz boyayan tanımlar üretme konusunda zengin, bunların gerçekleşme ihtimali konusunda zayıf kimlikler yarattı. Bunların en belirgin özelliği ise, istenilen melezlenmenin laboratuvar ortamındaymış gibi gerçekleştirilebileceği bir modülerlik sunmalarıydı.

Eski anlatılardaki ikilik (melek/şeytan ya da Dr Jeykıl/Mr Hyde) aynı anda gözükmez, sevgili gıdısından-aldıklarım! Ne var ki bu modüler yan yanalık, birbirleriyle enseye-tokat-göte-parmak-derecesinde-kanka olmuş şizoid bir ortaklıktır.

Sözün özü, oksimoronlaşmış kavramlar (ister anlamı kuvvetlendirmek, isterse juksapozisyon yaratmak için olsun) birbirlerine kilitlenmeleri kesin olan iki azgın köpek gibidir. Anadolu'da bu gibi durumlarda, hayvanları ayırmak için sopa ve soğuk su kullanılır. KYH Ailesi olarak hayvanlara işkenceyi onaylamıyoruz, ancak yukarıda anılan yöntemi oksimoron için kullanmak, her aklı başında insanın nöron borcudur! Fakat, "Alem oksimoron olmuş, biz napalım?" diyenlere, sevdiğimiz tek oksimoron Namuslu filmindeki "namussuz namuslu"dur deyip, ardından "eh siz de haklısınız!"yanıtını verecek kadar yavşak (postmodern) bir bloguz.

Madem oksimoronun ilk olarak şiirsel taciz eylemlerinde kıyakçı rolünde kullanılmasından bahsettik, bu maddeyi de külliyen oksimoronik bir şiirle bitirelim:


Yuvarlağın Köşeleri Cumhuriyeti'nin
vatansız vatandaşlarıdır bütün şairler!
Attığında çığlığını sessizliğin sesi,
Bakire Meryem gibi döllenirler!
Hem ıssız kalabalıkların ortasındadırlar,
hem de aydınlığında karanlık bir gecenin.
Severler gerçek yalanlar uydurmayı,
paylaşmak için yalnızlıklarını!
Oysa yaşayan ölü gibidir dizeler,
Aptal bir usla şunu terennüm ederler:
Yalnızlık aslında sakat bir at,
Şiir ise paylaşılamayan sakatat!
(Böbrek olur, ciğer olur, at taşağı olur, meşrebinize kalmış...)

5 yorum:

Anonim dedi ki...

o kadar kalabalık ki, yalnızlıktan ölüyorum...

l.

invinoveritas dedi ki...

Yoruluyorum yazılarını okurken ama inat edip okuyorum. :) Yazarken acı çekiyorsun gibi hissettiriyorsun bana.

Okumaya devam...

hiç dedi ki...

no pain no gain :)

elevation dedi ki...

bu tarz oksimoron durumları günümüzde iyice yaygınlaştı gibi görünüyor. mesela cübbeli pornosunun çıkmasıda bir oksimoron'a iyi örnek. ama zamanla çözüleceğinden ve karşıtların saflarını alacağından eminim.

elevation dedi ki...

güzel.